EN
Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi Journal of Interdisciplinary Studies

24

Makaleler

Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma Öncesi Meşrutiyetçi Gelişmeler

Bu çalışmanın ana tezi Osmanlı Devleti’nde Avrupa’daki modern anayasal gelişmelerden bağımsız olarak oluşan anayasal yapı ve düşüncelerin varolduğudur. On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı Devleti’ndeki modern anayasal gelişmeler batılılaşmanın etkisi kadar mevcut anayasal geleneklerin de sonucudur. Konu üç ana çerçevede incelenmiştir: Birincisi, özerk yapılar haline dönüşen ve biri diğerine karşı sınırlayıcı işlev görmeye başlayan askeri, mali ve dini devlet kurumları. İkincisi, Hüccet-i Şer’iyye ve Sened-i İttifak gibi siyasi otorite ile sosyal gruplar arasında akdedilen sözleşmeler. Üçüncüsü, meşveret meclislerinin düzenli karar alma kurumlarına dönüşmesi gibi anayasal işlev gören siyasi ve sosyal uygulamalar.

Hüseyin YILMAZ
Arapların 1908 Meşrutiyet Tecrübesi

Yalnızca Türkiye değil bütün Ortadoğu için büyük önem taşıyan 1908 Jön Türk Devriminin algılanışı ve ilmi çalışmalarda ele alınışı, Osmanlı coğrafyasında son yüzyılda oluşan ve yerleşen milliyetçi anlayışların izini taşımaktadır. Bu yazıda, Arapların ve Arap vilayetlerinin 1908’deki ve inkılabın başlattığı anyasal süreç sırasındaki tecrübeleri ele alınmaktadır. Bu konu, yakın geçmişin tarihinin milliyetçi merceklerden bakılarak yazılması sebebiyle ya çarpıtılmış ve örtbas edilmiş ya da görmezden gelinmiştir. Yazıda, Arapların İkinci Meşrutiyet tecrübesinin bölgeden bölgeye ve çeşitli sosyal guruplar arasında değişkenlik göstermiş ve Arap vilayetlerinin hatta Osmanlı Devleti’nin dışından kaynaklanan etmenler tarafından da şekillenmiş olduğu ifade edilmektedir.

Hasan KAYALI
Alternatif Moderniteler: Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Meşrutiyetçilik

Dikkate değer birkaç istisna dışında, İran ve Türkiye’nin meşrutiyet dönemleri üzerine çalışan tarihçilerin çoğu, Batı düşüncesinin, özellikle de Aydınlanma ve Fransız İhtilali ideallerinin İran ve Osmanlıdaki meşrutiyet hareketlerine olan etkisine büyük vurgu yaparlar. Diğer yandan, modernist İslamcı ve Şiî düşüncenin özellikle İran’da (Afgani ve Abduh) etkili olduğunu söyleyenler de vardır. Alternatif bir modernleşmeye, yani batı ve doğu/İslamcı düşüncelerinin karşılıklı etkisine ve İstanbul, Tebriz, Kahire vb. merkezlerde gittikçe gelişen aydın grupları tarafından bu düşüncelerin algılanışına dair tartışmalara işaret edenler ise oldukça azdır. Bu makalede, Namık Kemal, Takizade, Mirza Yusuf Müsteşâru’d-devle (1822-1895) gibi merkezi önem taşıyan Osmanlı ve İran aydınlarının zihni teşekkül ve dönüşüm süreçlerine işaret edilecektir. Bunun için kaynak olarak kendi yazıları, hatıratları ve İstanbul ve İran’da basılan gazeteler esas alınacaktır.

Fariba ZARINEBAF
1905 Rus Devrimi’nin Genel Bir Değerlendirmesi

1917 devriminin gölgesinde kalmasına rağmen, 1905 devrimi Rus tarihinde en az 1917 devrimi kadar önemli bir yere sahiptir. Bazılarına göre 1917 devriminin bir “provası,” bazılarına göre özellikle 1906 İran devrimine esin kaynağı olan; Osmanlı’daki 1908 devrimi de dâhil o dönemde görülen “anayasal” hareketlerin ilki, bazılarına göre ise Avrupa’daki 1848 ihtilallerini andıran gecikmiş “liberal-burjuva” bir devrimdir. Hatta Fransız devriminin etkisinde bir devrim olduğunu iddia edenler bile vardır. 1905 devrimi bunlardan sadece biri değil, hepsi, hatta daha fazlasıdır. Bu makale, genel olarak devrimin nedenlerini ve hükümetin bunlara tepkisini açıklamayı ve sonuçları üzerinde genel bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Bu yapılırken, ayrıca 1905 devrimi ile aynı dönemde ortaya çıkan İran ve Osmanlı devrimleri arasında bazı karşılaştırmalara yer verilecektir.

Kezban ACAR
Jön Türklerin Balkan Politikası (1908–1913)

Jön Türk hareketinin etkili olduğu bölgeler arasında Rumeli ilk sırada yer alır. Bu nedenledir ki Jön Türk İhtilali Rumeli topraklarında başlamıştır. 1908’den itibaren Osmanlı Devleti’nde yönetimi ele geçiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ağırlık merkezi ve dayanağı 1912/13 Balkan Savaşlarına kadar Rumeli olmuştur. Bununla birlikte Makedonya Sorunu ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bu sorunu çözmeye yönelik politikaları veya politik “deneyleri” cemiyetin politik gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Makedonya’da başlangıçta uygulanan hoşgörü ve pazarlıklarla birliği sağlama politikası başarısız olunca, Makedonya’daki örgütleri kanun yoluyla merkezin kontrolü altına almak yoluna gidilmiş, bu da başarısız olunca silah toplamak gibi askeri yöntemlere başvurulmuştur. Ancak bu yöntem de başarısız olmuş ve Balkan Savaşları sonucunda Rumeli toprakları kaybedilmiştir. Gerek Makedonya’daki bu deneyimler, gerekse Rumeli’nin kaybının yarattığı büyük sarsıntı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1913’ten sonraki radikalleşmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca cemiyetin liderlerinin çoğunlukla Rumeli kökenli olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Mehmet HACISALİHOĞLU
Osmanlı Coğrafyasında İktidarın Sınırlandırılması; (Anayasacılık): Tunus Tecrübesi

Tunus 1574 yılında Osmanlı yönetimine girdi. Osmanlı egemenliği altında Tunus eyaleti geniş bir özerkliğe sahipti. 19. yüzyılın ortalarında, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa devletlerinin ticarî ve siyasî menfaatlerini temine yönelik yapmış oldukları baskı, 1857 yılında Tunus Beyi’ni Tanzimat ve Islahat Fermanlarından esinlenen Ahdü’l-Emân isminde bir bildiriyi ilan etmek zorunda bıraktı. Temelde Müslüman olmayan Avrupalıların haklarını güvenceye alan bu belge sonrası süregelen benzer baskı, 1861 yılında Muhammed Sadık Bey (1859–1882) tarafından, İslam-Osmanlı coğrafyasında kendi türünün ilki sayılan Kânûnu’d-Devle adlı bir anayasayı ilanla sonuçlandı. Anayasa, sınırlı bir monarşi kurmak amacındaydı. Yasama fonksiyonu, el-Meclisü’l-Ekber adlı 60 kişiden oluşan bir meclis tarafından yerine getirilmekteydi. Yürütme gücü, kural olarak melik ve vezirlerden oluşmaktaydı. Yargı bağımsız olup, çeşitli mahkemelerce yerine getirilmekteydi. Anayasa, 1864 yılında patlak veren bir isyan sonrası askıya alındı.

Ayhan CEYLAN
Mısır Vilayetinde Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemi

19. yüzyıl Mısır tarihi çoğunlukla Osmanlı’dan müstakil ayrı bir devletmiş gibi ele alınıp incelenmiştir. Hâlbuki bu dönemde Mısır Osmanlı’nın bir vilayeti olup, Tanzimat ve Meşrutiyet hareketleri içinde önemli bir yeri haizdir. Tanzimat’ın 1839’da ilanı bir şekilde Mısır Valisi’nin isyanı süreci ile alakalı olduğu gibi, ilanı sonrasında da Babıâli tarafından Mısır’da da uygulanması yönünde ciddi gayretler sarf edilmiştir. “İlk meclis” tecrübesini yaşayan bir Osmanlı vilayeti olması hasebiyle Mısır’ın Osmanlı’da meşrutiyete giden yolda ayrı bir önemi vardır. Fakat 19. yüzyılın ikinci yarısında Mısır’da vuku bulan anayasa tartışmalarını yönlendiren ana etkenin, borçlanmaya bağlı yabancı müdahale ve işgal sürecine karşı yerli bir tavır alma gayreti olduğu da belirtilmelidir.

Hilal GÖRGÜN
Rusya Türklerinin II. Meşrutiyet’e Bakışları Hakkında Notlar

1908’de Osmanlı Devleti’nde meşrutiyetin yeniden ilan edilmesi özellikle İslam âleminde büyük bir heyecan ve ilgiye sebep olmuştur. Osmanlı dünyasındaki gelişmelerle yakından ilgilenmekte olan Rusya Türklerinin meşrutiyetin ilanı karşısında gösterdikleri tepki ve duydukları heyecan ise daha dikkat çekici bir konudur. Rusya Türkleri, meşrutiyetin yeniden ilanını Avrupalılar tarafından parçalanması öngörülen Osmanlı Devleti’nin önce kendisini, sonra bütün İslam âlemini yeniden canlandırmasının en önemli adımı olarak görmüşler, bütün Türklük ve İslam âleminin geleceği için ümitlenmişlerdir. Bu dönemde çıkardıkları gazete ve dergilerin önemli gündem maddelerinden biri, Osmanlı Meşrutiyeti olmuş ve Osmanlıda gelişen olaylar yakından takip edilerek okuyucularına aktarılmıştır. Bu yazı, Rusya Türklerinin çıkardıkları yayınlarda meşrutiyetle ilgili yer alan haber ve değerlendirmelerle ilgili notlardan oluşmaktadır.

İhsan DEMİRBAŞ